|
Osmanlı'da İlk Yahudi Lobisi: Nasiler

Garcia Nasi
|
Kuşkusuz Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Yahudilerin en önemlileri
arasında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış olan Donna Gracia
Nasi ile yeğeni Josef Nasi bulunmaktadır.
"Nasiler, İsrail tarihine geçmiş başlıca Yahudi ailelerindendir.
Muazzam bir servete sahip olan bu aile Avrupa'nın en güçlü hükümdarlarıyla
arkadaşlık ilişkileri kurmuş, Osmanlı Sarayı'nda çok önemli görevlere
ulaşmış, Yasef Nasi, siyasal Siyonizmden 350 yıl önce, İsrail ülkesinde
özerk bir Yahudi kolonisi kurmayı tasarlamıştır." (Türkiye Yahudileri,
Moshe Sevilla-Şaron, sf.44)
Her zaman Osmanlı yönetiminden çok hoşnut olduklarını söyleyen
Yahudiler, bu devletin topraklarında özgürce yaşadılar. Siyonizm
de aynı dönemde filizlenmeye başladı.
YASEF NASİ, Herzl'den 400 yıl önce Osmanlı topraklarında,
Filistin'de özerk bir Yahudi kolonisi kurma projesiyle Siyonizmin
temellerini atmıştı.
|
Donna Gracia, Yahudi kaynaklarınca tarih sahnesine çıkan Yahudi
kadınların en büyüklerinden biri olarak kabul edilir. Donna Gracia'ya
bu önemini kazandıran şey maddi gücü ve Avrupa'daki ilişkileri sayesinde,
Avrupalı converso (dönme) soydaşlarına sağladığı olanaklar oldu.
Gracia Nasi bir keresinde Ancona kentinde baskı altında bulunan
Yahudilerin durumu hakkında Kanuni Sultan Süleyman'a başvurmuş ve
Kanuni'nin bu Yahudilerin kendi tebasında olduğunu söylemesi üzerine,
Ancona Yahudilerinin büyük bir kısmı Osmanlı'ya göç etmişlerdir.
Ayrıca Gracia Nasi, Osmanlı kentlerinde pek çok sinagog kurmuştur.
Yasef Nasi'ye gelince, Nasi'nin önemi, Siyonizm fikrini, İsrail
Devleti'nin 1948'de kurulmasından dört asır önce taşıyor olmasıydı.
Nasi, Osmanlı toprakları üstünde özerk bir Yahudi kolonisi kurmak
istemişti.
"Yasef Nasi Portekiz'de doğmuştur, ancak köken itibarıyla İspanyol
Yahudisidir. Yavuz Sultan Selim'in gözüne girmeyi başarmış Osmanlı
Sarayı'nda saygın bir yer edinmiştir. Nasi, Süleyman'a Filistin'in
Tiberya şehri ve çevresini Yahudiler için imtiyazlı bir bölge olarak
kabul ettirmiştir." (Israel: A History of Jewish People, Refus Learsi,
sf.331)
"Tiberya için Yasef Nasi Sultan tarafından muhtariyet idaresi verileceğini
umuyor, burada büyük bir Yahudi yerleşim merkezi kurma hayali besliyordu."
(Israel: A History of Jewish People, Refus Learsi, sf.331)
"Nasi bütün Yahudileri imtiyazını aldığı Tiberya'a göçe çağırdı."
(The House of Nasi Dona Garcia, Cecil Roth, sf. 88)
"Yasef Nasi, Tiberya'nın etrafını kale duvarları ile çevirmiş,
fakat yeterli sayıda Yahudiyi buraya toplayamamıştır. Bunun üzerine
padişahtan Kıbrıs Krallığını istemiştir." (A History of the Jewish
People, James Parkes, Penguin Books, sf. 101)
"Kıbrıs ile ilgili emelleri gerçekleşmeyen bu krallık hırslısı,
1566 yılında Sultan Selim'den Naksos Adaları Dükalığı'nı almıştır."
(Saffet, Naksos Dükalığı, Tarihi Osmani Encümeni, sayı 23)
Yasef Nasi, Osmanlı toprakları üstünde,
Tiberya'da özerk bir Yahudi kolonisi kurmak istemiş ve burayı
imtiyazlı bölge olarak kabul ettirerek şehrin etrafını surlarla
çevirtmişti.
|
"Yasef Nasi'nin İsrail tarihindeki önemi, İsrail ülkesinde Tiberya
kentinde bağımsız ya da yarı-bağımsız bir Yahudi kolonisi kurmak
ve bu koloniye Avrupalı Yahudileri yerleştirmek istemiş olması noktasındadır."
(Türkiye Yahudileri, sf.49)
Yasef Nasi'nin Tiberya'da özerk bir Yahudi kolonisi kurma projesi
o zaman gerçekleşmemiştir, ama Aliyah'a (Kutsal Topraklara geri
dönüşe) doğru bir başlangıç olması açısından önem taşır.
"Şurası kabul edilmelidir ki (Tiberias Projesi) Yahudilerin anavatanlarına
yeniden yerleşmelerine dönük ilk projelerden biri, 19. yüzyıl Siyonistlerinin
uygulayacakları planın öncüsüdür. Gerçekten de Joseph (Yasef), birçok
yanıyla, Siyonistlerin en büyüğü Theodor Herzl'e çok benzer." (Türkiye
Yahudileri, Moshe Sevilla-Şaron, sf.50)
"Ayrıca Yasef Nasi, Türkiye'de kurulan ilk istihbarat örgütünün
de Başkanıdır." (Panorama, 5 Nisan 1992, sf.13)
Osmanlı Yönetiminde Diğer Yahudiler
XVI. yüzyılda, Ben Natan Eskenazi ve Ester Kira da Osmanlı yönetiminde
söz sahibi Yahudiler arasında sayılırlar.
Eskenazi, Saray'da Divan Danışmanlığı görevine gelmişti ve özellikle
dış ilişkilerde etkili bir diplomattı. Öyle ki, Polonya Kralının
seçilmesi konusunda, Osmanlı Sadrazamı Sokollu Mehmet Paşa'nın desteğini
sağlayarak belirleyici bir rol bile üstlenmişti. O dönemde Saray'da
harem kadınları kapalı yaşadıkları için harem ile dış dünya arasındaki
alışveriş gibi bağlantıları kurmak için 'Kira' adı verilen kadınlar
görev yaparlardı. Bu kadınlar harem çevresiyle kurdukları ilişkiler
sayesinde devlet işlerinde de rol oynarlardı. Ester Kira da bunlardan
biriydi ve bu ilişkileri menfaatleri doğrultusunda son derece kötüye
kullanmıştı.
"Ester Kira, saraydaki ilişkileri sayesinde kendine yakın olanlara
imtiyazlar, asalet ünvanları ve çeşitli menfaatler sağlarken dosttan
çok düşman edinmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla Ester Kira bu türden
işlere gerektiğinden fazla karışmış ve işi (özellikle oğullarına)
vergi muafiyetleri elde etme, hatta sipahi beyliklerinin dağıtımına
karışmaya kadar götürmüş, büyük oğlunu İstanbul Gümrüğü'nün yönetimine
almıştır." (Türkiye Yahudileri, Moshe Sevilla-Şaron, sf.54)
Sahte Mesih Sabetay Sevi
XVII. yüzyıla gelince, bu dönemde Osmanlı Devleti'ndeki en önemli
Yahudi hareketi kuşkusuz Sabetay Sevi'nin Mesihliğini ilan etmesi
oldu. Planları arasında Osmanlı tahtını ele geçirmek de olan bu
sahte Mesih, tüm dünya Yahudilerinin beklediği büyük kurtarıcı olduğunu
iddia etti ve Avrupa'daki Yahudiler de dahil olmak üzere büyük bir
taraftar kitlesi toplamayı da başardı.
"Sabetay Sevi, 1629'da İzmir'de doğdu. Etkileyici bir kişilik ve
üstün hatiplik yeteneğiyle Sevi, Hıristiyan tarihçilerin 1666 yılında
'Mesih'in geleceği yıl olarak kabullenmelerine görüş birliği ederek
kendisinin Mesih olduğunu yaymaya başladı." (Şalom, 27 Haziran 1990)
Sabetay Sevi'nin Mesih olduğu iddiasıyla ortaya çıkması, bütün
Yahudi cemaatlerinde heyecan ve hareketlenmelere yol açmıştır:
"Avrupa Yahudileri arasında Kabala felsefesinden beslenen mistik
kurtuluş umudu, İsrail tarihinde 'sahte Mesih' kavramının doğmasına
yol açtı. Sahte Mesihler, bu mistik felsefenin verdiği coşkuyla
mesih olduklarına ve Tanrı tarafından İsrail'i sürgünden kurtarmaya
memur edildiklerine inanan ya da çeşitli eylemlerinden dolayı toplumun
Mesih olduklarına inandığı kişilerdi." (Türkiye Yahudileri, Moshe
Sevilla-Şaron, sf.68)
"Sabetay Sevi, sahte peygamberler fırtınasının en büyüğü oldu."
(Şalom, 17 Haziran 1990)
Talmut ve Kabala konusunda uzmanlaşmış olan Sabetay Sevi, 1665'te
İzmir'de mesihliğini ilan etti.
"Sevi İstanbul'a gelerek kısa sürede Büyük Türk'ün (Padişahın)
tacını alacağını duyurdu." (Encyclopedia Judaica, cilt 14, sf.1230)
Sevi, İzmir'den sonra, İmparatorluğun çeşitli yerlerine giderek
taraftar toplamaya çalıştı:
"Sabetay Sevi hakkında, gayri ahlaki tavırlar da dahil, pek çok
suçlamalar, şikayetler bulunuyor." (Encyclopedia Judaica, cilt 14,
sf.1239)
"İzmir'i terk eden Sevi, Selanik, İstanbul, Mora, Atina, Mısır,
Sefat ve Kudüs'e giderek görüşlerini yaymaya çalıştıysa da, 1666'da
Çanakkale'de Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın emriyle tutuklanıp
hapsedilmiştir." (Şalom, 17 Haziran 1990)
Sabetay Sevi'nin sahte peygamberliğinin yanı sıra üzerinde durulması
gereken önemli bir konu daha var ki, bu Sevi'nin dönmelik sistemini
Osmanlı'ya getirmiş olmasıdır. Sevi'nin önderliğinde kendilerini
dışarıda Müslüman gibi gösteren Yahudiler, gizlice kendi dinlerini
yaşamaya devam ettiler.
Yahudiler, 17. ve sonraki yüzyıllarda, Osmanlı'nın devlet yönetiminde
de son derece etkin konumda oldular. Tefecilik yaparak zenginleşen
Yahudiler de, kimi zaman bunu bir politika aracı olarak kullandılar.
Gazeteci Çetin Altan, Yahudilerin Osmanlı'daki etkilerini şöyle
anlatır:
"Belgeler, anlaşmalar, hepsinin altında Yahudi adı var. Mesela
al Karlofça'yı, Pasarofça'yı... Zaten Osmanlı'da Yahudi büyük çapta
egemen: Saray geliyor ondan borç para istiyor. Üstelik I. Ahmet'in
bir sadrazamını Yahudiler idam ettirmişlerdir." (Şalom, 6 Ocak 1993)
Galata Bankerleri
Yahudiler Osmanlı devleti içinde sadık milletlerden biri olarak
yaşamışlar, huzur ve güvenlik buldukları Osmanlı devletinde, kendi
inançlarına uygun olarak onurlu bir yaşam sürmüşlerdir. Ancak 19.
yüzyılda tüm Batı dünyasını etkileyen ideoloji ve eğilimler, Osmanlı
toplumu içindeki bazı Yahudileri de etkilemiştir. Bu akım ve ideolojilerin
biri Siyonizm'dir. Bir diğeri ise, kapitalist sistem ve kapitalist
yaşam biçimidir. Galata Bankerleri, bu ikincisinin bir temsilcisi
sayılabilir. Yahudiler ve diğer bazı Hıristiyan azınlıklardan gelen
bu bankerler, Osmanlı'nın mali çöküşünde önemli bir rol oynamışlardır:
"Yüzyıllardır Avrupa ticaretinin bütün para işlemlerini ellerinde
toplayan Yahudiler, Osmanlı devletine yepyeni bir mesleğin öncülüğünü
yapmak için gelmiş gibidirler... Sarraflığa soyunan Yahudiler, kendilerine
iş mekanı olarak Galata'yı seçmişlerdir." (Hürriyet, 12 Mayıs 1988)
"1860'lardan itibaren Galata'daki Komisyon Hanı ve Havyar Hanı'nda
finans imparatorlukları kurmuş olan Galata Bankerleri, saraydan
başlayıp, vezir, vükela, memur ve subaydan imparatorluğun en uzak
köşesindeki tahıl ya da meyve üreticisine, oduncusuna kömürcüsüne
ve her türlü esnafına kadar uzanan bir ağ kurmuş bulunuyorlardı.
Adeta imparatorluğun milli geliri ve dışarıdan aldığı borçların
hatırı sayılır yüzdesi borsa oyunları, tefecilik murabahacılık işlemleri
ile bu bankerlerin eline geçer hale gelmişti." (Prof. Dr. Haydar
Kazgan, Galata Bankerleri, sf. 45)
"Spekülatif oyunlara halk da alışmıştı. Vekil vükela ellerine geçen
parayı sarraflar aracılığı ile oyunlara katılarak değerlendiriyordu.
Bu işlerden en ziyanlı çıkan ise İslam-Türk halkı oldu." (Prof.
Dr. Haydar Kazgan, Galata Bankerleri, sf. 9)
"Galata Bankerleri devleti iki koldan soyan şapkalı beyler olarak
görülüyorlardı." (Vakit, 28 Mayıs 1881)
Galata Bankerleri, kurdukları tekel sayesinde, devleti varlıklarına
izin vermeye mecbur etmişlerdi:
"Zengin tüccarların çoğunun Yahudi oluşu dikkatimi çekti. Bunların
nüfuzu çok kuvvetli, imtiyazları Türklerinkinden çok fazla. Kendi
kanunları ile idare edilen bir cumhuriyet gibidirler. Yahudiler
birlik meydana getirdiklerinden devletin bütün ticaretlerini ellerine
almışlardır. Yahudiler kendilerine her zaman ihtiyaç duyulmasını
sağlamışlar ve bu nedenle saray da onları korumuştur. Bunların tüm
hileleri bilindiği halde tüm işler ister istemez onlara yaptırılıyordu.
Velhasıl ticaretle ilgili olan ne varsa onların elinden geçiyordu."
(Lady Montaqu, Türkiye Mektupları, 1001 Temel Eser, sf.84)
"Osmanlı hükümeti 4 Şubat 1862 sirküleri ile İstanbul'daki yabancı
ülke temsilciliklerine, Galata borsasını düzenleyen bir kanun teklifi
göndermiştir. (Baron de Testa, `Recueil des traites de la Porte
Ottomane', cilt 4, sf.336) Böylece Galata Borsası'nda oynanan kirli
oyunlara bir son vermek isteniyordu. Anlaşıldığına göre, bu sirkülerin
yaptığı etki dolayısı ile Galata Bankerleri, hemen aralarında toplanıp
teşkilatlanarak yeni düzenlemeye hazırlıklı olmak istemişlerdi.
Fakat hükümet, elinde bir kanun teklifi olduğu halde bunu yürürlüğe
tam 10 yıl sonra koyabilecekti. Hükümetin bu düzenleme içinde geç
kalması ve meydanı bankerlerin otokrasisine terk etmesi anlamlıdır.
Hükümet tasarısını hazırlayanlar A. Abraham, Teodor Baltazzi, Abraham
Kamando gibi Yahudi bankerler olduğundan, hükümet tasarısının yürürlüğe
konmama sebebini de bu ünlü bankerlerin menfaatlerinde aramak gerekir."
(Galata Bankerleri, Prof. Dr. Haydar Kazgan, sf. 41-42)
"Türkiye adeta memleketin zararı pahasına zenginleşmiş birkaç paşa
ve elli altmış tefeci ve sarrafın çıkarlarını sağlamak için varlığını
sürdürmekte idi." (Galata Bankerleri, Prof. Dr. Haydar Kazgan, sf.7)
Galata Bankerleri ile o dönemde neredeyse herkesin ilgisi vardı.
Bu gerçeğe dikkat çeken kaynaklardan birinde şöyle denilmektedir:
"Abdülaziz'in annesi Pertevnihal Sultan bile bu işte birçok paralar
batırmıştı. Abdülaziz'in istekleri karşısında her türlü oyuna başvuran
Sadrazam Mahmut Nedim Paşa kaybettiklerini almak için her türlü
oyuna başvurmuştu. Bu işe bulaşmayan kimse yoktu. Namık Kemal, Ziya
Paşa, Mithat Paşa... Abdülaziz devrinde saray kadınlarının hepsinin
mücevherleri rehinde idi." (Galata Bankerleri, Prof. Dr. Haydar
Kazgan, sf.46)
|