|
JAKOBENİZMİN GERÇEK KİMLİĞİ
Fransız Devrimi'ndeki en büyük rol, kuşkusuz devrim liderlerinin
çoğunun üye olduğu Jakoben klüpleri tarafından oynanmıştı. Devrimin
ardından da, "Jakobenlik" politik literatürde çok önemli yeri olan
bir terim haline geldi. Bu terimle, tepeden inmeci ve baskıcı bir
yöntemle halkı halka rağmen yönetmeye soyunan kişiler ve kurumlar
tanımlandı. Jakobenlik, insan hakları, demokrasi, eşitlik, özgürlük
gibi süslü sloganlar altında belli bir grubun gerektiğinde zor da
kullanarak topluma hakim olması isteği olarak bilindi. Fransız Devrimi'nden
sonra da tarihte sayısız "Jakoben" ortaya çıktı. Sanki Jakobenlik
kendi kendini yenileyen, yeniden üreten bir kurummuşcasına, pek
çok ülkede tekrar tekrar hortladı. Bu Jakobenlerin ortak özellikleri
ise hepsinin seküler oluşları ve seküler düzenler kurmak için toplumu
reforme etmeye çalışmalarıydı.
Bu durumda şöyle bir soru sorulabilir: Jakoben yapısının içinde,
ya da arkasında, bir başka faktör var mıydı ki, bu yapı tekrar tekrar
kendini üretti? Jakobenler Klübü, devrimin ilerleyen döneminde kapatılmış,
tarih sahnesinden çekilmişti. Ama, Jakobenliğin ardında, Jakoben
geleneğini devam ettiren, "Jakobenlikten de öte" bir yapı vardı
sanki. "Eşitlik, kardeşlik, özgürlük, demokrasi" gibi süslü sloganlar
kullanıp, fakat gerçekte oldukça acımasız ve anti-demokrat yöntemleri
de uygulamaya koyarak, yalnızca güce ve iktidara ulaşmaya çalışan
ve kendine en büyük düşman olarak da dini seçen seküler bir örgütlenme...
Bu tanım bile bizi doğrudan masonluk hakkında düşünmeye yöneltmektedir.
Nitekim masonluk içinde Jakobenlik arasındaki ilişkiyi incelemeye
kalktığımızda, ikincisinin birincisi için bir paravandan başka bir
şey olmadığını görüyoruz. Görünen odur ki, masonlar, devrimdeki
rollerinin gizlemek için Jakoben klübünü kurmuşlar ve gerçek kimliklerini
bu sayede perde arkasında tutabilmişlerdir. Mimar Sinan'da yayınlanan
bir makalede, masonların farklı örgütler kurduklarından şöyle söz
edilir:
1789 Fransız Devrimi'nden önce localardaki çalışmalara
bir göz atınca görülüyor ki, bu çalışmalarda ele alınan fikir ve
ilkelerin bir çoklarının, Fransız Devrimi'ndeki fikir ve ilkelerle
benzerliği dikkati çekmektedir. Devrimin başında ilan edilen İnsan
Hakları Deklarasyonunda ileri sürülen görüşler, devrimden önceki
yıllarda localarda hemen hemen olduğu gibi tartışma konusu edilmiştir...
Bazı biraderlerin masonluk dışında siyasal nitelikte klüpler kurduğu
da ayrı bir gerçektir. Bu klüpler arasında Club Breton gösterilmektedir...27
Club Breton'ın masonlar tarafından kurulduğu bilgisi son derece
önemlidir, çünkü Breton bir süre sonra dağılarak Jakoben kulübünün
çekirdeğini oluşturmuştur. Jakoben klüplerinin yapısına baktığımızda
ise sözkonusu mason bağlantısını çok açık bir biçimde görebiliriz.
Bu klüpler, aynı mason locaları gibi belli kişilerin üye olabildiği,
üyelerin para yardımı yapması gerektiği, içinde konferansların verildiği
ve kadınların üye olamadığı kuruluşlardır.
Amerikalı tarihçiler Richard Cobb ve Colin Jones The French Revolution
adlı kitapta şöyle yazarlar:
Jakobenler, işe iyi organize edilmiş bir tartışma
kulübü olarak başladılar. Kulübe katılmak için belli bir giriş ücreti
yatırmak ve daha sonra da belli aralıklarla ödeme yapmak gerekiyordu.
Üyeler klüpte önceden hazırladıkları konuşmalar yaparlardı... Kadınlar
üyeliğe kabul edilmiyordu... Toplam 5500 kadar Jakoben kulübü vardı...
Bazı bölgelerde mason localarıyla ortak yürütülürdü çalışmalar.28
Durum böyle olunca, önde gelen Jakobenlerin tümü
de doğal olarak masondur. Fransız yazar Pierre Miquel de, La Grande
Revolution adlı kitabında Jakobenlerin çoğunun mason localarına
da üye olduklarını vurgular. Devrimin öncülüğünü yapan ve Meclis'in
asiller ve din adamlarından sonra üçüncü sınıfını oluşturan Thiers
Etats'nın durumu da locaların devrimdeki rolünü göstermektedir:
Thiers Etats'nın 603 üyesinin 477'si yani % 80'i masondur.29
Mimar Sinan, ise şöyle yazar:
Önemli olan bir nokta da ihtilalde liderlik
durumunda olanların çoğunun mason olmasıdır. Mirabeau, Danton ve
daha birçokları ihtilalden önce localarda kendilerini tanıtmış kişilerdi.Birçok
fikir adamı, filozof, idareci, asker ve din adamı, büyük ihtilalde
aktif rol almadan önce locaların sütunlarında gözükmüş ve buralarda
isim yapmışlardır.30
Masonluk bağları, önceki bölümde de incelediğimiz gibi Amerika-Fransa
arasına da uzanmıştır. Fransız Devrimi'nin öncüsü General Lafayette,
George Washington'ın aynı locadan biraderidir. İki taraf arasındaki
masonik işbirliğinin bir nişanesi olarak, Fransız masonları Amerikalı
biraderlerine New York'taki ünlü Özgürlük Heykeli'ni hediye etmişlerdir.
Kısacası devrimi yapanlar ve dolayısıyla da Jakobenler, aslında
masonlardı. Jacques de Molay'ın öcünün alınması ve Avrupa'da Yeni
Seküler Düzen'in (Novus Ordo Seclorum) başlatılması başka kimin
eseri olabilirdi ki? Ama masonlar çoğu kez olduğu gibi Fransız Devrimi'nde
de kendilerine büyük ölçüde gizlediler. Bu sayede, devrimi yapanların
"masonlar" değil, "Jakobenler" olduğu imajı verildi. Aynı gerçek
Kral ve Kraliçe'den de gizlenmiş, özellikle saf Kraliçe, örgütü
bir eğlence kulübü sanmıştı:
Marie-Antoinette 1781 yılında kızkardeşine masonlarla
ilgili olarak şunları söylüyordu: 'Masonluk yalnızca iyi bir eğlence
ve toplantı kulübü. Onlar şarkı söyleyip içki içen ve de kesinlikle
komplo düzenlemeyen insanlar.' Kraliçe'nin bu konudaki düşüncesine
rağmen, pek çok mason devrimin ön saflarında yer aldı; en az ikiyüz
tanesi Genel Meclis'e, yüz tanesi de Konvansiyon'a üye seçildi...
'Eşitlik, özgürlük, kardeşlik' gibi sloganlar ve eşitliği sembolize
eden terazi ya da teyakkuzu temsil eden göz gibi semboller masonluktan
alınmıştı.31
Kraliçe'yi ve tüm aristokrasiyi aldatmak için kullanılan gizleme
yöntemi, resmi tarih yazılırken de sürdürüldü. Ortaya devrimin tüm
"iyi" taraflarını masonlara mal eden, kötü yönlerini ise masonluktan
uzak gösteren bir resmi
tarih hikayesi çıktı. Masonların konu hakkında yaptıkları yayınlarda
vermek istedikleri mesaj; örgütün devrimin ilkelerini oluşturmada
-ki bunlar, Özgürlük, Kardeşlik, Hürriyet gibi süslü sloganları
içermektedir- başı çektiği, ancak devrimin eli kanlı liderlerinin
mason olmadığı şeklindedir. Çünkü bu liderler -ki en başta Robespierre
gelir- herkesce "öcü" olarak görülen kişilerdir ve devrimin savunulması
en imkansız olan Terör döneminin uygulayıcılarıdır. Bu nedenledir
ki, bu "birader"lerin mason gözükmesi, olumsuz bir izlenim yaratacaktır.
Masonların gerektiği durumlarda bazı üyelerini
mason değilmiş gibi göstermeleri, zaten sık sık başvurdukları bir
yöntemdir. Emekli Büyükelçi İsmail Berduk Olgaçay, "masonlar çoğu
kez iftihar edemedikleri kişilerin adlarını dolapta saklarlar da
masonluğun kıyısına, köşesine değinmiş kişileri tabii çok defa ölümlerinden
sonra mason diye takdim ederler" diyor.32
Devrimin
"öcü" liderlerinin masonluklarının örtbas edilmesinin bir örneği
Marat'dır. Masonik kaynaklar Rousseau, Montesquieu, Diderot gibi
isimlerin masonluğunu üstüne basa basa duyurmalarına rağmen, "en
az onbin kelle kesilmelidir" sözüyle ünlenen Marat'nın loca kayıtlarından
mümkün olduğunca söz etmemeyi yeğlerler. Oysa, Amerikalı mason William
R. Denslow'un 10.000 Famous Freemasons (10.000 Ünlü Mason) adlı
çalışmasında bildirdiğine göre, devrimin en radikal ve kanlı liderlerinden
olan Marat, 1774'de ilk kez İngiliz Büyük Locası'nda inisye edilmiş,
daha sonra da Amsterdam'daki Loge La Bien Aimée adlı locaya girmiştir.33
Aynı kitapta bildirildiğine göre, 1793 yılında Jacoben Kulübü'nün
başkanlığına seçilen Danton da masondur ve Voltaire'i de yetiştirmiş
olan Paris'teki ünlü Dokuz Kızkardeşler locasına üyedir.34
Devrimin en "kan dökücü" lideri olan Robespierre de genel kuralı
bozmaz; O da masondur.35
Aydınlanmacılar, Devrimciler ve Yahudiler
Kitabın bir önceki bölümünde Tapınakçı geleneği koruyan masonlar
ile Yahudi önde gelenleri arasındaki İttifak'ın Avrupa'da dini otoriteye
karşı verdikleri uzun savaşı birlikte incelemiştik. Görmüştük ki,
İttifak'ın iki kanadı, önce Avrupa'da sonra da tüm dünyada seküler
bir düzen kurmak için her aşamada yakın bir işbirliği gerçekleştirmişlerdir.
Bu işbirliğinin, Yeni Seküler Düzen'in çok önemli bir aşaması olan
Fransız Aydınlanması ve Fransız Devrimi sırasında gerçekleşmemiş
olması elbette beklenemez. Bu iki büyük hareketin ardındaki mason
etkisini önceki sayfalarda inceledik; şimdi ise olaydaki Yahudi
bağlantısına ve Yahudi faktörüne göz atmak gerekmektedir.
Nitekim konu hakkındaki kısa bir araştırma; Fransız Aydınlanmacılarının
Yahudilere olan olağandışı ilgisini, devrimdeki Yahudi faktörünü
ve Jakobenler ile Yahudiler arasındaki çarpıcı yakınlığı ortaya
çıkarmaktadır.
İlk bakılması gereken, devrimin ideolojik altyapısını
hazırlayan Aydınlanmacılardır. Fransız Aydınlanmacılarının da diğer
Aydınlanmacılar gibi mason olması demek, onların da diğerleri gibi
İttifak'ın öteki kanadıyla, yani Ya-hudilikle ilgili olmaları demekti.
Nitekim konuyla ilgili önemli isimlere baktı-ğımızda, masonik misyonun
temel özelliğini, yani "Yahudi diyarını kurtarma" hedefini görebiliyoruz.
Örneğin Jean Jacques Rousseau, Yahudilerin önce Fransa'da sonra
da tüm Batı Avrupa'daki politik özgürlük kazanmaları üzerinde dikkat
çekici bir biçimde durmuştu. Rousseau, Yahudilerin yalnızca eşit
haklar kazanmaları gerektiğini değil, kendilerine ait bir ülkeleri
olması gerektiğini de savundu, ki bu da "Yahudi diyarının kurtarılması"ndan
başka bir şey değildi... Yazdığı bir makalesinde Yahudilerin ulusal
özelliklerine olan hayranlığını şöyle vurguluyordu: "Yahudiler bize
hiç sona ermeyen bir birikim sunuyorlar. Atina, Isparta, Roma ve
onların insanları tümüyle yok oldu, bütün zorluklara rağmen Sion,
çocuklarını yitirmedi. Onlar her milletin arasına girdiler ama hiçbirinde
erimediler. Lidersiz kaldılar ama hala bir milletler. Ülkesiz kaldılar
ama hala birer yurttaşlar.'" 36
Montesquieu da aynı çizgideydi. Jean Bodin'in
Yahudi dinine karşı son derece sempatiyle yaklaşan geleneğini devam
ettirdi. Lettres Persanes (1721) adlı eserinde Yahudiliği "iki çocuk
(Hıristiyanlık ve İslam) doğurmuş bir anne" olarak nitelendiriyordu."
37
Diderot da "Yahudi sempatizanı" idi. Juifs (Philosophie
des) adlı Yahudilerle ilgili makalesi Ansiklopedinin 9. cildinde
yer aldı. Burada Diderot, Yahudilerin iki ulusal özelliğine duyduğu
derin hayranlığı dile getiriyordu: Hala varlığını sürdüren en eski
ulus olmaları ve hiçbir zaman çok tanrıcılığı benimsememeleri. Bunun
yanında Yahudi atalarının 'doğal' dinine duyduğu hayranlığı da vurguluyordu.38
Devrimin önderleri ise aynı Aydınlanmacılar gibi hatta daha da
fazla Yahudiler ile ilişki içindeydiler. Encyclopaedia Judaica,
Jakobenler ve sonrası hakkında şöyle yazıyor:
Parisli Jakoben klüpleri Yahudi sempatizanıydılar... Güney Fransa'da
bir grup Yahudi 'Rousseau' adını verdikleri bir Jakoben Klubü kurdular.
Bu Yahudi-Jakoben klüp, 1793-1794 döneminde, Yahudilerin yoğun olduğu
Saint Espirit bölgesinin devrim hükümeti haline geldi... Temmuz
1793-Temmuz 1794 arasındaki 'Terör' döneminde hiçbir Yahudi giyotine
gönderilmedi...
... Devrim kısa sürede diğer ülkeleri de etkiledi.
Hollanda'da 1795'de Fransız ordusunun yardımıyla bir devrim gerçekleşti
ve Batavian Cumhuriyeti kuruldu. Devrimin düzenleyicilerinin başında
bir grup 'aydınlanmış' Yahudi geliyordu. Sözkonusu 'aydınlanmış'
Yahudiler Amsterdam'da Felix Libertate adlı bir örgüt kurmuşlardı.
Bu örgütün amacı 'özgürlük ve eşitlik prensiplerini yaymak' olarak
açıklandı... Devrimin yankıları İtalya'ya da ulaştı. 1790 baharında
Yahudiler 'devrimin partizanları' olmakla suçlandılar... 1796-1798
yıllarında, Napoleon İtalya'nın büyük kısmını işgal etti. Ülkeyi
ele geçiren Fransız orduları, girdikleri heryerde artık Yahudiler
için eşitlik döneminin başladığını ilan ettiler... Napoleon'un Mısır
seferi sırasında başlayan karşı-devrimci hareketlerin sloganı 'Yahudilere
ve Jakobenlere karşı mücadele' idi... Napoleon'un 1815'teki düşüşüne
kadar İtalya'da Yahudi eşitliği güvence altında kaldı...39

Yahudi önde gelenleri ve masonluk arasıdaki İttifak, Devrim
ile birlikte geleneksel düşmanı olan Kilise'ye büyük bir darbe
vurmuş oluyordu. Devrimin en ateşli günlerinde bu çizgi iyice
belirgin hale geldi ve Jakobenlerin yoğun propagandası sonucunda
yaygın bir "Hıristiyanlıktan çıkma" hareketi gelişti. Bunun
yanısıra İttifak'ın Üstad mason Robespierre tarafından üretilen
"devrimci ibadet" ya da "Yüce Varlık İbadeti"ni tasvir eden
devrim döneminden kalma bir resim: Resmin tepesine masonluğun
Kabala kaynaklı ünlü sembolü "üçgen içinde göz" eklenmiş,
tüm bu olayların gerçek organizatörünün kim olduğunu anlatmak
istercesine...
|
Özellikle Kilise'ye karşı Jakobenler ve Yahudiler
hep aynı saftaydı. Devrim sırasında yayınlanan bir Fransız gazetesi,
devrimciler ve devrime karşı olanları birbirinden ayıran önemli
bir gösterge olarak, yeni meclisin rahiplerden devrimin ilkelerine
ters düşmeyeceklerine dair imzalamalarını istediği ünlü yemini gösteriyordu.
Kiliseyi devrimin boyunduruğuna alacak olan bu yemine karşı çıkanlar
ve taraftar olanlar, o dönemki kutuplaşmayı açıkça sergiliyordu:
"Rahiplerin yemini kabul etmesine karşı çıkanlar: Avrupa'nın bütün
Katolik kiliseleri, yabancı milletler, dinin savunucuları...Yemine
taraftar olanlar: Jakoben Klübü üyeleri, Yahudiler, Protestanlar
ve deistler." 40
Yahudiler ile devrimciler arasındaki bir diğer
ilişki ise Cagliostro'nun önceki sayfalarda değindiğimiz itiraflarında
açığa vurduğu gibi, Rothschild bağlantısıydı. Cagliostro, ünlü banker
hanedanı Rothschild'ın Fransız devrimcilere, özellikle de Jakobenlere
büyük paralar aktardığını söylemişti. Nitekim devrimin önde gelen
isimlerinden Mirabeau, o yıllarda Yahudilerden rüşvet almakla suçlanmıştı.
Çünkü Yahudilerin politik eşitlik kazanmasını kendisine dava edinmiş,
Ulusal Asamble'de bu konuyu defalarca gündeme getirmişti.41
Devrimin İttifak'ın ortak çıkarlarına hizmet eden en önemli yanı
ise din aleyhtarı yönüydü. Devrimin en ateşli günlerinde bu çizgi
iyice belirgin hale gelmiş, Jakobenlerin yoğun propagandası sonucunda
yaygın bir "Hıristiyanlıktan çıkma" hareketi gelişmişti. Hatta bunun
yanısıra Hıristiyanlık yerine yeni bir din üretmeye yönelik çabalar
da oldu. İlk belirtileri 14 Temmuz 1790'da, Federasyon Bayramı'nda
görülen "devrimci ibadet", gittikçe yayılmaya başladı. Robespierre,
"devrimci ibadet"e yeni kurallar da getirmiş, bu ibadetin ilkelerini
bir rapor halinde belirleyerek adına da "Yüce Varlık İbadeti" demişti.
Bu gelişmenin çarpıcı bir sonucu, ünlü Notre Dame Kilisesi'nin "aklın
tapınağı"na dönüştürülmesiydi. Kilise'nin duvarlarındaki Hıristiyan
figürleri sökülmüş ve orta yere "akıl tanrıçası" olarak tanımlanan
bir kadın heykeli yerleştirilmişti.
Devrimin sembolü haline gelen bu kadın tasviri, masonik kaynaklara
göre, masonluğun ilk "Büyük Üstadı" olan Hiram Abiff'in dul annesidir.
Bu ilginç sembolik ifade, devrimciler tarafından Hıristiyanlığın
yerine konmaya çalışılan "devrimci ibadet"in, bir tür masonik tapınma,
ya da masonluğa tapınma olduğu anlamına gelir. Aynı dul kadın, mason
bir heykeltıraş tarafından yapıldıktan sonra Fransız masonlarınca
Amerikalı biraderlerine hediye edilen New York'taki ünlü Hürriyet
Heykeli'ndeki dul kadındır.
Prototip Devrim: Klüp Görüntüsündeki Örgütlenmeler,
Sokak Gücü ve Masonik Medya...
Devrimin masonlar tarafından gerçekleştirilmiş olması, bizlere
genel olarak örgütün kullandığı yöntemler hakkında iyi bir referans
oluşmasını sağlıyor. Geleneklerinden asla taviz vermedikleri bilinen
masonlar, Fransız Devrimi'nde kullandıkları yöntemlerle, daha sonra
sergileyecekleri tüm operasyonları için bir "prototip" meydana getirmiş
durumdalar.
Bu geleneksel yöntemlerin başında devrim öncesi örgütlenme şekli
gelir. Masonluğun Jakobenler gibi klüp ve derneklerle kendini gizlemesi
ya da ikinci planda göstermesi, "prototip devrim"in en önemli özelliklerinden
birisidir. Bu gelenek masonlar veya masonik organizasyonlar tarafından
bugün de hala sürdürülür. Kullanılan iki ayrı yöntem var: Birinci
türde, sözkonusu "dernek", "klüp" doğrudan mason locası niteliği
taşır, yalnızca masonlar kabul edilir. (Yalnızca 33. dereceden masonların
kabul edildiği Türkiye Fikir ve Kültür Derneği veya B'nai B'rith'in
Türkiye'deki paravan kuruluşu olan Fakirleri Koruma Derneği gibi
örgütler bu sınıfa girer). İkinci türde, "dernek", "klüp" veya "siyasi
parti" masonların yönetiminde olur, fakat mason olmayan pek çok
kişi de bu örgütlenme içine alınır. Bu şekilde mason olmak için
gerekli özelliklere sahip olmayan kişiler, bazı çıkarlar karşılığında,
masonik ideallere hizmet eder hale sokulur.
"Prototip devrim"in ilginç bir başka özelliği de, ilk kez bir "kontrgerilla"
oluşturmuş olmasıdır. Bilindiği gibi kontrgerilla adıyla tanınan
yarı-askeri örgütlenme, bazı güç odaklarının ki bu odakların en
başında mason localarının geldiği İtalya'daki P2 skandalı ile belgelenmişti
karşı güçleri sindirmek için oluşturduğu bir terör organizasyonudur.
Bu gizli organizasyon, ordu içinde ve siviller arasında örgütlenir;
şiddete eğilimli sokak serserileri "vatanseverlik" veya "anti-komünizm"
maskesi altında kontrgerillanın sivil kanadını oluşturur.
İşte bu sözkonusu terör organizasyonunun ilk örneğini, masonluğun
sivil ve askeri uzantılarını, "prototip devrim"de bulabiliyoruz.
Jakobenlerin devrimi yaparken
ordudaki biraderlerinin desteğini almış olmaları, bugünkü bazı loca
merkezli sivil-asker ilişkilerini hatırlatıyor. Alain Guichard,
Les Franc Maçons adlı kitabında, devrim öncesinde Fransa Büyük Locası'nın
(Grand Orient), tam kırk tane askeri locaya sahip olduğunu yazar.42
Bir başka Fransız yazar Pierre Miquel de, La Grande Revolution adlı
kitabında, bu askeri locaların en kalabalık olanının Le Nord-Est
Locası olduğunu, locada Voltaire, Rousseau'nun doktrinlerinin öğretildiğini
bildiriyor.43 Bu askeri locaların devrimde Jakobenlere
destek olması, pasif davranarak kralı savunmasız bırakmaları olayların
akışını büyük ölçüde etkilemiştir. Mason dergisi Mimar Sinan, "18.
yüzyıl filozoflarının düşünceleri tarafından bilinçlendirilmiş"
ordunun önemini şöyle vurguluyor:
Saray belki çeşitli ayaklanmalara karşı koyabilirdi.
Ancak Fransız ordusu birliklerine sarayın güveni yoktu. Fransız
ordusu içindeki askerler de 18. yüzyıl filozoflarının düşünceleri
yönünde bilinçlendirilmiş bulunuyordu. Dolayısıyla ordu, hükümete,
ihtilali bastırma hususunda pek yardımcı olacak gibi gözükmüyordu.
Komutanların birçokları bunu açıkça belirtmişlerdi. Hatta bazı askeri
birlikler ayaklanmaları destekler gibi görünüyor, bu da ihtilalcileri
cesaretlendiriyordu.44
 |
Solda; Sans-Clulette'ları "yamyamlık"la özdeşleştiren bir
İngiliz karikatürü.
Sağda; O dönemde locaların sokak gücü ya da diğer bir deyişle
devrimin "kontrgerilla"sı konumundaki Sans-Culotte'lardan
biri. Ayağının altında dini simgeleyen asıl rahip var.
|
 |
Asker-loca ilişkilerine Umberto Eco da dikkat
çekerek "... askerler arasında localar ortaya çıkıyor, alaylarda
gizli, Hiram'ın öcünü alma planları ku- ruluyor, yakında patlak
verecek devrim üzerine tartışılıyordu..." diyor.45
Devrimin "kontrgerilla"sının sivil kanadı ise
Sans-Culotte adı verilen ve Jakobenler tarafından yönlendirilen
sokak çetelerinden oluşuyordu. Kültür düzeyi düşük, şiddete eğilimli
kimselerden oluşturulan Sans-Culotte'lar, özellikle Paris'te büyük
bir terör havası estirdiler. Başta kilise ve din adamlarının olmak
üzere her türlü karşı-devrimci unsurun localara karşı direnişleri,
bu sözde "vatansever" sokak serserilerinin eliyle kanlı bir biçimde
bastırıldı. Sans-Culotte'lar daha sonraki tüm (faşist ya da komünist)
devrimci masonlara ilham kaynağı olacaktı. Marx ve Engels'ten Lenin'e,
Troçki'ye kadar nesiller boyu pek çok devrimci ve onların 20. yüzyıldaki
benzerleri Fransız Devrimi'nin radikallerine ve Sans-Culotte'lara
olan hayranlıklarını vurguladılar.46
Devrimin bir başka prototip yanı da çok önemli
bir gücü, medyayı kullanmış olmasıydı. Masonluğunun yanında bir
de Yahudi asıllı olan Marat'nın 47 yayınladığı
"Halkın Dostu" adlı gazete önemli etkiye sahipti. "Halkın Dostu"nda,
1790 Temmuz'unda Marat şöyle yazıyordu: "Beş ya da altı yüz kesilmiş
kafa sizin dinginliğinizi, özgürlüğünüzü ve mutluluğunuzu sağlayacaktır.
Yanlış bir acıma sizin ellerinizi tuttu ve yumruklarınızı geciktirdi.
Şimdi onbin kelleye lüzum var. Belki gelecek sene yüz bin kellenin
koparılması şart hale gelecektir." Ne ilginç, Yahudi asıllı Marat'nın
ilk örneklerinden birini verdiği "masonik medya" asırlar boyunca
yine soydaşları tarafından kullanıldı.
Bir başka "masonik medya" örneği ise Sans-Culotte'ların lideri
Jacques Rene Hebert'in yayınladığı provokatör gazeteydi. Hebert,
1790 ve 1794 yılları arasında, Le Pere Duchesne adıyla küçük bir
gazete yayınlamıştı. Gazete, o dönemdeki politik konular üzerinde,
oldukça bozuk ve argo bir lisan kullanılarak tek taraflı yorumlar
yapıyordu. Paris'in sokak ağzıyla yayınlanan gazete, Sans-Culotte'lar
arasında çok popüler oldu. Gazetenin en önemli iki özelliği ise
din karşıtı (anti-Katolik) bir kampanya başlatması ve terör olaylarını
da körüklemesiydi.
Jakobenlik'in ardında "Jakobenlik'ten de öte" bir örgütlenme olduğunun
belki de en ilginç göstergelerinden biri, bu yöntemlerin, Jakobenlerin
bugünkü "birader"leri tarafından aynen devam ettirilmesidir. Olayları
biraz daha derinden incelediğimizde, hemen her yerde bu gerçekle
karşılaşıyoruz. İlerleyen bölümlerde Fransız Devrimi'nde kullanılan
yöntemlerin İttifak tarafından sık sık kullanılmaya devam edildiğini
birlikte göreceğiz.
Napolyon ve Kabalacılar ya da 'Bilinmeyen
Üstünler'
Devrimin doğurduğu uzun istikrarsızlık dönemlerinin ardından iktidarı
ele geçiren Napolyon, neredeyse tüm Avrupa'ya savaş açarak bir dev
imparatorluk oluşturma yoluna gitti. Ama her ne kadar "Özgürlük,
eşitlik, kardeşlik" gibi süslü değerleri yaymak için Avrupa'yı fethe
giriştiğini iddia etse de, Fransız İmparatoru, kuşkusuz iktidar
peşinde koşuyordu.
Ama yalnızca iktidar mı?... Napolyon, belki işgal ettiği ülkelerde,
özgürlük, demokrasi gibi kavramları korumak amacını gütmedi ama
devrimin içinde yer alan önemli bir ilkeyi gerçekleştirdi: Yahudilerin
politik eşitliğe kavuşmasını sağladı. Politik eşitlik, o dönemde
Yahudilerin en büyük hedefiydi. Yahudiler, 1800'lü yıllara gelindiğinde,
Avrupa içinde büyük bir ekonomik güç elde etmişlerdi. En başta Rothschild
hanedanı olmak üzere, Yahudi bankerler, hükümetlere borç veriyor,
Avrupa ekonomisini büyük ölçüde kontrol ediyorlardı. Ekonomik güç,
onlara belli ölçüde politik güç de sağlıyordu ama yine de doğrudan
politik kurumları yönetme şansına sahip değildiler. Çünkü Avrupa
ülkelerinde hıristiyan olmayanlar, politik kurumlara giremiyorlardı.
Bu da elbette tüm dünyaya egemen olmanın hesaplarını yapan Yahudi
liderleri ve Kabalacılar için mutlaka aşılması gereken bir engeldi.
Napolyon, Yahudilerin bu engeli aşması için büyük
çaba gösterdi. Neden böyle davrandığı sorusuyla ilişkin olarak akla
gelen ilk bilgi, O'nun da Fransız Devrimi'nin önde gelenlerinin
çoğu gibi "Yahudi diyarının kurtarıcısı" yani mason olması.48
Bir başka deyişle, Napolyon da İttifak'ın içindeydi. (Belki, İttifak'ın
adamıydı demek daha doğru olabilir.)
Napolyon'un İttifak'ın temsilcisi olduğunun en
açık göstergelerinden birisi de, Yahudi önde gelenleriyle kurduğu
olağandışı bazı ilişkilerdir. Napolyon, Fransa'da, yüzyıllardır
legal olarak toplanmayan Sanhedrin kurulunun yeniden toplanmasını
sağlamıştır. Sanhedrin'in özelliği, Yahudi toplumunun önde gelen
hahamlarının, yani Kabalacılar'ın oluşturduğu bir kurul olmasıdır!...
Kabalacılar'la böylesine bir dirsek temasına geçmiş olan Napolyon,
Sanhedrin'i toplanmaya çağıran kararında şöyle diyordu: "Yahudi
ulusuna iade edilen hakların hayal düzeyinde kalmaması için her
türlü önlemin alınmasını... Bu ulusun Fransa'da bir 'Kudüs' bulmasını
istiyorum." 49
Daha da ilginç olan, Napolyon'un, tam da masonluğun temel misyonuna
uygun olarak, "Yahudi diyarını kurtarma" çabasına girişmiş olmasıdır.
Napolyon'un Mısır'ı işgalinin ardında yatan asıl neden, "Yahudi
diyarını kurtarmak", yani Filistin'de bir Yahudi devleti kurdurmaktı.
Judaica, konuyla ilgili olarak şunları not ediyor:
Napoleon, tüm İtalya'daki Yahudilere politik
özgürlük kazandırdı, öyle ki İtalyan Yahudileri, Napoleon'u bir
kurtarıcı olarak selamladılar ve kurtarıcı anlamına gelen 'Helek
Tov' sıfatıyla andılar... Mayıs 1799'da Napolyon'un Filistin seferi
sırasında, hükümet gazetesi Moniteur, Napoleon'un Filistin'de yayınladığı
bir açıklamada, Yahudilerin kendi ülkelerine döneceklerine dair
söz verdiğini yazdı. Pek çok Avrupalı gazete de bu haberi yayınladı...
Napolyon'un 1806-1808 yılları arasında Yahudi tarihi üzerinde büyük
etkisi oldu. İlk kez Fransa'da bir Sanhedrin (Yahudi İleri Gelenler
Meclisi) ve Consistory (Hahamlar Kurulu) kurulmasını sağladı.50
Napolyon'un Filistin'de bir Yahudi devleti kurma amacını taşıdığına,
Fransızların ünlü tarih dergisi Historia'da da dikkat çekilmişti.
Historia, 22 Mayıs 1799 tarihli Gazette Nationale ou Le Moniteur
Universal isimli gazeteyi kaynak göstererek, "Napoleon'un asıl hedefinin
Filistin Topraklarında bir Yahudi devleti kurma" olduğunu yazıyordu.
Habere göre, Napolyon, Mısır Orduları Komutanı olarak Yahudilere
bir çağrıda bulunarak onları Fransız bayrağı altında birleşmeye
ve Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaşmaya davet etmişti. Bu birleşmeye
karşılık da, Yahudilerin Vaadedilmiş Topraklar'da bir devlet kurma
imkanına kavuşacaklarını vaadediyordu. (Napolyon, Filistin'i Osmanlı'dan
alamamış, dolayısıyla da "Yahudi diyarını" kurtaramamıştır. Ama,
bu büyük misyona önemli bir katkıda bulunmuş, Araplar arasındaki
ilk ulusçu fikirleri bölgeye enjekte etmiştir. Bu bölücülük kartı,
bir yüzyıl sonra İttifak'taki biraderlerince iyi oynanacaktır.)
Tüm bunlardan, Napolyon'un, İttifak'ın önemli bir üyesi olduğu
anlaşılıyor. Yahudilerin politik eşitliğini yaymak için uğraşan,
Kabalacılar kurulu Sanhedrin'i toplantıya çağıran ve Filistin'de
bir Yahudi devleti kurulmasına daha o dönemde çabalayan ve bir mason
olan Napolyon'un tavrı başka nasıl açıklanabilir? Umberto Eco da
Napolyon'la ilgili bazı ilginç satırlar yazıyor. Eco, Napolyon'un
"dünyayı yönetecek yetenekte bir Bilinmeyen Üstünler Kurulu"nun
(Kabalacılar'ın) var olduğunu farkettiğini ve bu nedenle Sanhedrin'i
topladığını söylüyor:
Aydınlanmışlar'ın kan-dondurucu betimlemeleriyle, dünyayı yönetebilecek
yetenekte bir Bilinmeyen Üstünler kurulunun açığa vurulması karşısında,
Napolyon hiç duraksamıyor: Onlara katılmaya karar veriyor. Kardeşi
Joseph'in Büyük Doğu büyük üstatlığına aday gösterilmesini sağlıyor,
kendisi de birçok kaynakların belirttiğine göre, Masonlarla bağ
kuruyor, bazı kaynaklara göre çok yüksek bir dereceye erişiyor.
Ancak hangi rite girdiği bilinmiyor. Belki de, sakınımlı davranmak
için tüm ritlere girmiştir.
Napolyon'un bu konuda ne dediğini bilmiyorduk ama Mısır'da oldukça
uzun bir süre geçirdiğini unutmuyorduk; piramitlerin gölgesinde
(ona tepeden bakan ünlü kırk yüzyılın Hermetik Gelenek'e açık bir
gönderme olduğunu bir çocuk bile anlardı) kimbilir hangi bilgelerle
konuşmuştu.
Napolyon'un bir bildiği olmalıydı; çünkü 1806'da
Fransız Yahudilerini bir toplantıya çağırmıştı. Toplantının resmi
nedenleri beylikti: Tefeciliği azaltmaya çalışmak, İsrailli azınlığın
bağlılığını güvenceye almak, yeni finansman kaynakları bulmak...
Ama bu, onun bu toplantıya, neden Bilinmeyen Üstünler yönetimini
çağrıştıran Sinod adını verdiğini açıklamıyor.51
Napolyon'un Yahudilerle olan ilişkilerinin ardından,
Moskova Ortodoks Kilisesi, şu açıklamayı yapmıştı: "Şimdi Napolyon,
İsa'nın kilisesini ortadan kaldırarak, kendisini gerçek Mesih ilan
etmeleri için, Tanrı'nın gazabının yeryüzünün dörtbir yanına dağıttığı
bütün Yahudileri birleştirmeyi amaçlıyor." 52
Gerçekten de, "Yahudi diyarın kurtarıcılığı"na
soyunan Napolyon, bazı Yahudiler tarafından bir tür Mesih sanılmıştı.
Judaica, konuyla ilgili olarak, "Avusturya otoriteleri, Yahudilerin
Napoleon'u bir Mesih olarak görmesinden dolayı endişeliydi" diyor.53
Napolyon, kuşkusuz beklenen Mesih değildi. Ama Kabalacılarla yakın
ilişki halindeydi ve Mesih Planı'nın gerçekleşmesine önemli katkılarda
bulunmuştu. Bu arada Yahudilere yaptığı hizmetler, bazı saf Yahudilerin
onu Mesih sanmasına yol açtı. Mesih beklentisi ile yanıp tutuşan
Yahudiler, Napolyon örneğinde olduğu gibi bazen acele davranıp erken
Mesihler buluyorlardı kendilerine. Bu gelenek, Avrupalı Yahudilerin
tarihine "sahte Mesih" hareketleriyle yansıdı. Jacop Frank, Sabetay
Sevi ve Solomon Molkho gibi bazı Kabalacılar da acele davranıp kendi
kendilerini Mesih ilan ettiler. Oysa ki, Mesih'in dönüşü için yapılan
Plan, daha başka aşamalar gerektiriyordu...
Viyana Kongresi ve Karşıt İdeolojilerin Dostluğu
Viyana Kongresi, Avrupa tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak
kabul edilir. Napolyon'a karşı girişilen uzun mücadeleyi kazanan
büyük Avrupa devletlerinin liderlerinin toplanmasıyla gerçekleşen
Kongre, Fransız Devrimi'nin oluşturduğu kaosu durdurmak ve Avrupa'daki
kurulu düzeni devam ettirmek amacını gütmüştür. 1814'de toplanan
Kongre'de, başta Avusturya'nın ünlü şansölyesi Metternich olmak
üzere, tüm muhafazakar devlet adamları, devrimin ilkelerini bastırmaya
karar vermişlerdir.

Metternich: Viyana Kongresi'nin baş aktörü, Yahudi politik
özgürlüğünün ateşli savunucusu, bir üstad mason ve Rothschil'a
kadar uzanan bağlantıların sahibi...
|
Bir ilke hariç... Devrim-karşıtı devlet adamları
aynı devrimciler gibi nedense "Yahudi sorunu"nu ısrarla gündeme
getirmiş, bu konuda bir misyonları varmışçasına, Yahudilerin politik
özgürlük kazanmaları için uğraşmışlardır. İsrailli tarihçi Moshe
Sevilla-Sharon şöyle der: "Napolyon 1814'de Waterloo'da kesin yenilgiye
uğradıktan sonra, aynı yıl toplanan Viyana Kongresi Yahudi meselesini
de görüştü. Metternich ve tanınmış daha bir çok devlet adamı, Yahudiler
lehinde kararlar çıkarmaya çalıştılar.." 54
Devrimin tüm ilkeleri bastırılmaya karar verilmişken,
bu ilkeler içinde İttifak açısından en önemli olanının, yani Yahudilerin
politik haklarının Kongre tarafından dikkat çekici bir biçimde savunulmasının
açıklaması ne olabilir? Akla ister istemez İttifak'ın Kongre'yi
yönlendirmiş olabileceği gelmektedir. Gerçekten de böyle olmuştur.
İttifak'ın Kongre'yi yönlendirmiş olduğunun açık bir göstergesi,
Kongre'deki masonik etkidir. Mason tarihçilerin bildirdiğine göre,
Kongre'deki büyük devlet temsilcileri, yani Avusturya'dan Metternich,
İngiltere'den Castlereagh, Polonyalı Czartoryski ve Rusya Çarı,
dördü de masondur.55
Özellikle anti-devrim döneminin (1814-1848) tartışmasız en büyük
siyasi figürü olan Metternich, çoğu masonik kaynakta "büyük üstad"
olarak sayılır. İlginç olan, Metternich'in bir de "Yahudi bağlantısı"
olmasıdır. Judaica şöyle yazar:
Metternich, hem kendi ülkesinde hem de Avrupa
genelinde Yahudi haklarının ısrarlı bir savunucusuydu. Bunu özellikle
Viyana Konferansı'ndaki liberal politikayı savunurken gösterdi...
Daha sonra, Frankfurt senatosunu, bölgedeki Yahudi cemaatinin haklarını
teslim etmesi yönünde uyardı. Ayrıca Hamburg, Luebeck ve Bremen'e,
Yahudi cemaatlerinin haklarına riayet etmemeleri nedeniyle, protesto
mektupları yolladı. Viyana'da bir Yahudi klübüne üye oldu. 1848'de
devrim Viyanası'ndan kaçarken, bağlı olduğu bu klübün önemli bir
üyesi ve bir de Rothschild ailesinin de arasında bulunduğu bir grup
Yahudi banker tarafından destek gördüğü de söylenmiştir. Metternich'in
'sağ kolu' olan Friedrich von Gentz de Yahudilere karşı son derece
sıcak davranıyordu.56
Bu tablodan çıkan sonuç, İttifak'ın çabalarıyla gerçekleşen Fransız
Devrimi'nin yanısıra, devrim-karşıtı olarak bilinen Viyana Kongresi'nin
de İttifak'ın etkisi altında olduğudur. Viyana Kongresi'ne katılan
mason devlet adamları her ne kadar ulusal politikaların zorunlu
bir sonucu olarak ülkelerinin monarşik yapısı korumak durumunda
kalmış olsalar da devrimin İttifak için en önemli içeriği olan Yahudi
haklarına arka çıkmışlardır.
Bu ilginç bir durumdur ve bir önceki bölümde değindiğimiz
bir gerçeğin yeni bir ispatıdır. İttifak tarafından üretilen birbirine
zıt ideolojilerin gerçekte birbirleriyle uyum içinde olabileceği
gerçeğinin... Her seküler ideoloji İttifak'ın tarafından kullanılabilir.
Birbirine zıt gözüken ideolojiler de İttifak'a farklı yönlerde yararlı
olabilmektedirler. Fransız Devrimi'nin radikal reformcu düşünceleriyle,
Metternich'in muhafazakarlığının Yahudilerin politik eşitliği konusunda
buluşması bunun yalnızca bir örneğidir.
27 Mimar Sinan, sayı
37, 1980, ss. 19, 23.
28 Richard Cobb, Colin Jones, The French Revolution:
Voices from a Momentous Epoch, s. 98.
29 Mimar Sinan, sayı 37, 1980.
30 Mimar Sinan, sayı 37, 1980.
31 Richard Cobb, Colin Jones, The French Revolution,
s. 109.
32 İsmail Berduk Olgaçay, Tasmalı Çekirge, İstanbul:
Milliyet Yayınları, s. 119.
33 William R. Denslow, 10.000 Famous Freemasons
Vol. 3, Richmond: Macoy Publishing & Masonic Supply Co., 1957,
s. 131.
34 William R. Denslow, 10.000 Famous Freemasons
Vol. 1, s. 282.
35 James Dewar, The Unlocked Secret: Freemasonry
Examined, London: Corgi Books, 1990, s. 109.
36 Encyclopaedia Judaica, vol. 14, ss. 352-353.
37 Encyclopaedia Judaica, vol. 12, s. 276.
38 Encyclopaedia Judaica, vol. 6, s. 23. 
39 Encyclopaedia Judaica, vol. 7, ss. 154-158.
40 Richard Cobb, Colin Jones, The French Revolution,
s. 110.
41 The Jewish Encyclopedia, vol. 4, s. 605.
42 Alain Guichard, Les Franc Maçons, ss. 120-123.
43 Pierre Miquel de, La Grande Revolution, s. 19.
44 Mimar Sinan, sayı 36, 1980, s. 47.
45 Umberto Eco, Foucault Sarkacı, s. 407.
46 Richard Cobb, Colin Jones, The French Revolution,
s. 9.
47 Histoire des Juifs de France, des Origines a
Nos Jours, Paris.
48 Gerard Serbanesco, Histoire de la Franc-Maçonnerie
Universelle, s. 47.
49 Moshe Sevilla Sharon, İsrail Ulusunun Tarihi,
Çev. Yahudi Cemaatleri Dairesi, Kudüs: Graph Press, 1981, s. 222.
50 Encyclopaedia Judaica, vol. 12, s. 824.
51 Umberto Eco, Foucault Sarkacı, ss. 454-455.
52 Ibid., s. 457.
53 Encyclopaedia Judaica, vol. 12, s. 824.
54 Moshe Sevilla Sharon, İsrail Ulusunun Tarihi,
s. 222.
55 Malachi Martin, The Keys of This Blood, s. 531.
56 Encyclopaedia Judaica, vol. 11, s. 1449.
|